Sepetim (0) Toplam: 0,00

Coronavirüs Bize Irkçılıkla İlgili Ne Öğretti: Yabancı Düşmanlığı

Bugün itibariyle Coronavirüs nedeniyle ölenlerin sayısı 1666’ya, virüsün bulaştığı kişi sayısı ise 68.500’e ulaştı. Semptomları nefes darlığı, ateş ve öksürüğü içeren Coronavirüs, raporlara göre Aralık ayında Çin-Wuhan’da bulunan Hunan deniz ürünleri marketinde ortaya çıktı. “Islak pazarlar” olarak adlandırılan bu markette canlı balıklar ve vahşi hayvan etleri çokça satılıyor. NPR muhabiri Jason Beaubien’e göre burada bulunan her şey “ıslak”.

Dünya genelinde panik ve korkuya neden olan Coronavirüs, aynı 2003’teki SARS ve 2014’teki Ebola salgınları gibi küresel histeriye neden oldu. Hastalığın bulaştığı kişilerin büyük çoğunluğu ise Çin’de yaşıyor.

Çin hükümeti şehirler arası seyahatleri durdurdu ve milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerin kapılarına mecazi olarak kilit vurdu. ABD, İtalya ve Avustralya da dahil olmak üzere birçok ülkede seyahat yasakları düzenlendi veya Çin’e doğrudan uçuşlar durduruldu.

Hükümetler, hastalığın fiziksel olarak yayılmasını engellemek için cesur ve tedbirli önlemler aldıkça, psikolojik sınırlarla nasıl başa çıkıldığı bambaşka bir konu haline geldi.

Bir Fransız gazetesi, hastalığı duyururken “Alerte Jaune”, yani “Sarı Tehlike” başlığını kullandı. Duyuruda koruyucu maske takan Çinli bir kadın imajı kullanıldı. Bu ırkçı klişe, eleştirilere ve öfkeye yol açtı.

Makalede kullanılan “kötü Asya klişeleri” nedeniyle hızla bir özür dile getirildi ama artık olan olmuştu. Yakın zamanda bir BBC makalesinde hastalık sebebiyle hedef haline getirilen Çinlilerle ilgili hikayeler paylaşıldı: “Dikkat et, Çinli bir kız bu tarafa geliyor”, “Çinli kadın bizi kirletecek, derhal ülkesine dönmesi gerekiyor”.

İtalya’da Çinli turistlerin sözlü tacize uğradığı ve 13 yaşındaki bir çocuğun bir futbol maçından kovulduğu bildirildi. Aşırı sağcı lider Matteo Salvini, İtalya’daki Coronavirüs vakaları doğrulandığında, sınırların açık olmasını öfkeli bir dille kınadı.

CNN’e göre, Kanada’da okul içi ve dışında Çinli çocuklar zorbalığa uğruyor. Asya ülkelerinde bile önyargılar ayyuka çıkmış durumda. Japonya ve Vietnam’da bazı mağazalar Çinli müşterileri geri çeviren tabelalar astı. Virüsün onaylanmış dört vakasının bulunduğu Güney Kore’de yarım milyondan fazla insan Çinli turistleri yasaklamak için çağrıda bulunan bir dilekçeyi imzaladı.

Yabancı Düşmanlığının Yayılışı

Bunlardan herhangi biri sizin için şok edici mi? Öyle olmamalı. Yabancı düşmanlığı, özellikle hastalıklar söz konusu olduğunda, her zaman kitlesel panik ve histeriyle yakından ilişkili olmuştur. CNN, Çin kaynaklı başka bir solunum yolu hastalığı olan SARS salgını yayılmaya başladığında şunları bildirmişti:

“Asya kökenli insanlara Batı’da parya muamelesi yapılıyor. Asyalı emlakçılarla çalışan beyaz insanlar yüzlerini örtüyor. Asyalılara tahliye tehdidinde bulunuluyor ve iş teklifleri iptal ediliyor. Çinli ve Asyalı işletmeler büyük kayıplar vermiş durumda”.

2014 yılındaki Ebola salgılında ise aynı tutum Afrikalılara karşı sergilendi. Koyu tenli insanlar hedef haline getirildi. Üstelik Ebola’nın insandan insana bulaşması o kadar da kolay değildi. Tipik olarak, enfekte olmuş kişi ile kan veya vücut sıvıları aracılığıyla doğrudan temas gerektiriyordu.

Ölümcül Hastalıklara Dair Farklı Algılar

Şimdi Ebola ve SARS’ı bir başka ölümcül hastalık ile karşılaştıralım: Kanser.

Elbette, kanser farklı, bulaşıcı bir hastalık değil. Ancak aynı zamanda algılanış şekli de farklı.

Kanser, kişiler arasında ayrım göstermeden herkesi etkileyen bir hastalık olarak kabul edilir. Yapılan çalışmalara göre etnik kökenler arasında kanserin görülme sıklığı üzerinde çok fazla fark yoktur.

Herkes kurban olduğunda, suçlanacak biri de kalmaz.

Açıkçası, kanseri Coronavirüs ile karşılaştırmak doğru değil. Bununla birlikte, insanlar hasta olmanın herhangi bir durumda korkunç olduğunu unutuyor gibi görünüyor.

Coronavirüs’ten etkilenen insanlar da, hastalanmak ya da başkalarının hayatını tehlikeye atmak istemeyen kurbanlardır. Öyleyse, neden bir hastalık farkındalık kampanyalarına ve bağış toplama etkinliklerine konu olurken, diğeri taciz ve dışlamanın hedefi haline gelir?

Jen Kim

 



Kapat